Favori Karakterlerim:Rise,Nanako,Yu
Tür:Macera,Gizem,Okul,Süper Güç
Bölüm Sayısı:25 + 1 Film + 1 Special
Not:10/9
2011-2012 yılları arasında yayınlanan Persona 4 Animation serisi aslında bir PS2 oyun serisi olan Shin Megami Tensei serisinin Persona 4 adlı oyununun animeye uyarlanmış versiyonudur.Özellikle PS2 konsolunda Shin Megami Tensei oyun serisi birçok farklı yapımlarla rpg türünde damgasını vurmuştur desem yanlış olmaz heralde.Bende birçok oyununu severek oynadım ve yapımcı şirket ATLUS benim favori oyun yapım şirketimdir.Persona 4 oyununu üç sene önce PS2 konsolunda oynayıp bitirmiştim ve keşke animesi olsa diyede içimden geçirmiştim.Gerek Persona 3 gerekse Persona 4 serisi olsun her ikisinide oynarken anime tadındaki ara videoları izledikçe bunların animesi niye yapılmıyor diye kendime soruyordum ki sonunda animeye uyarlamak akıllarına geldi.Bundan önce yayınlanan Persona Trinity Soul'un aksine heyecan,aksiyon dozajı oldukçe yüksek bir anime serisi ile Persona 4 sonunda yayınlandı.
Persona oyunlarından ana karakteri istediğimiz ismi verip istediğimiz seçimleri oyun boyunca yapabiliyoruz.Ancak animede ana karakterinde konuşması gerektiğinden ve kişilik sahibi olması gerektiğinden bir isim sahibi.İlk önce Seta Soujiro olarak tasarlanan ismi daha sonra Yu Narukami olarak değiştirildi.Persona 4 Animation oyuna tamamen bağlı olarak,oyundan hiç sapmayarak aynı konuyu işliyor ve oldukça başarılı bir şekilde oyun uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor.Narukami isimli ana karakterimizin ailesinin yurtdışına çıkması üzerine amcasının yanına yerleşmesi ve burda okula başlayıp arkadaş çevresi edinmesiyle başlayan seri daha sonra kasabada başgösteren esrarengiz cinayetlerle ilgi çekici bir hal alıyor.Yağmurlu günlerde geceyarısı olunca TV'de katillerin silüetinin gözüktüğüne dair bir dedikodu alıp başını gidiyor ve bu olayı Narukami ve arkadaşları tesadüfende olsa farkedip,dahil oluyorlar.Televizyonun içine girip kaçırılan kişileri bulmaya çalışıyorlar ve bu sıradada shadow diye adlandırılan bir tür yaratıklarla savaşıyorlar.Narukami ve arkadaşları katilin kim olduğunu bulmaya çalışıyorlar ve bu sırada persona diye adlandırılan ve shadowların değişik bir versiyonu olan varlıklara sahip oluyorlar.Narukami arkadaşlarından farklı olarak birden çok personayı kontrol edebiliyor ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerini geliştirdikçe personaları güçlenip,yeni personalara sahip oluyor.
Oyunu oynamayanlar için animesi ne ifade eder bilemiyorum ancak benim açımdan en sevdiğim oyunlardan biri olan Persona'nın animesini gerçekten oyuna uygun olarak hazırlanmış halini izlemek oldukçe keyifliydi.Her ne kadar ben Persona 3 serisinin animesinin olmasını daha çok tercih etsemde sonuçta buda bir başlangıçtır belki ilerde Persona 3'te anime yapılır.Yu Narukami ve Persona 3 ana karakteri Minato Arisato tahminimce birbirinden oldukça farklılar.Narukami'yi bu anime sayesinde tanımış olduk ama Minato'nun Persona 3 oyununda yaptığı fedakarlık ve "Messiah" ile "Thanatos" gibi personalara sahip olması onu benim gözümde Narukami'nin çok çok ötesinde bir yere koyuyor ve Persona 3 serisininde anime olmasını benim gibi bekleyen kişilerin olduğuna inanıyorum.Müzikleri için söyleyenebilecek tek kelime "şaheser" yani 100 üzerinden 100 veriyorum.Zaten oyun ve anime müziklerini yapan Shoji Meguro ve vokaller Shihoko Hirata,Yumi Kawamura ve Lotus Juice benim hergün dinlediğim ve tam olarak benim sevdiğim tarz müzik yapan insanlar.Ayrıca P3'ün PSP versiyonu solisti Mayumi Fujita'da aynı şekilde.Persona serilerinin müziklerinden oluşan bir konser "Persona Live" adı altında 2009 yılında düzenlendi ve internette bunu izleyebileceğiniz kaynaklar var,gerçekten bir konser izlemek istiyorsanız mutlaka izleyin derim.Ayrıca Persona 4 Animation'un aynı oyunda olduğu gibi gerçek son temalı son bölümü special olarak yayınlanmış durumda.Factor of Hope isimli film ise 25 bölümün özetini ve gerçek sonu içeriyor.
aaa
19 Nisan 2012 Perşembe
4 Nisan 2012 Çarşamba
God of War 3 İnceleme
Tür:Aksiyon-Macera
Platform:PS3
Grafik:100/95
Ses:100/95
Oynanış:100/?
Yapım:Sony Computer Entertainment
GENEL:100/?
2010 yılına damgasını vurmuş bir oyun olan God of War 3 oyununu duymayan oyun takipçisi yoktur herhalde diye düşünüyorum.Televizyonlarda dahi reklamı yapılmış bir oyundan bahsediyoruz ve bu oyun bazılarına göre tek başına PS3 sahibi olma nedeni olarak gösteriliyor.God of War ve God of War 2 oyunlarını PS2'de oynayıp bitirmiş biri olarak serinin üçüncü oyununuda oynamayı çok istiyordum ama malesef PS3 sahibi olmadığımdan dolayı oynayamadım ancak tüm ara videolarını ve oynanışının tamamını hd olarak izleme fırsatı buldum.
God of War 2 oyununu oynayanlar bilir,oyun çok heyecanlı bir yerde son bulmuştu.Gaia ve Kratos güçlerini birleştirmiş,Olympus dağına çıkmaya başlamışlardı.Üçüncü oyunda tam burdan başlıyor ve direk aksiyona dahil oluyorsunuz.Gaia ile beraber Kratos her türlü zorluğun üstesinden gelip tepeye ulaşmaya çok yaklaştıkları anda denizlerin tanrısı Poseidon karşılarına çıkıyor.Poseidon tek başına Gaia'yı haklayabilecek bir güçte olmasına rağmen Kratos'un desteğiyle ikisi beraber Poseidon'u altediyorlar gerçi Gaia olmasada tanrı katili Kratos,Poseidon'u da rahatça hallederdi bence.Her neyse tamda zirveye ulaştıklarında Zeus bir şimşek saldırısıyla hem Gaia'yı hemde Kratos'u geri püskürtüp Olympus'tan uçuruyor.Ama Kratos hiç vazgeçme taraftarı değil,güçlerinin çoğunu kaybetsede daha öncede sıfırdan başlamış olan Kratos yine yavaş yavaş güçlenerek yoluna devam ediyor.Macerasında yine bir çok tanrı ile karşılaşıp hepsinin hakkından geliyor ve ödül olarakta onların güçlerine sahip oluyor.Güneş tanrısını öldürüp kellesini yanında taşıyarak onun güçlerine sahip oluyor,ekstra hızlı hareket etme gücü,Hades'in zincirleri,Hercules'in aslan motifli dövüş kollukları vs. buna benzer birçok araç alarak gücüne güç katıyor.Aslında üçüncü oyunun konusu ile birinci oyun doğrudan bağlantılı çünkü ilk oyunda Kratos,Ares'i yenebilmek için Pandora'nın kutusunu açıyordu ve bu durum bir çok felakete neden olmuştu.Bu oyunda ise bu sefer Pandora'nın kendisiyle işbirliği yaparak bir tanrıyı yani Zeus'u gerçekten öldürebilecek güce sahip olmayı amaçlıyor.Oyunun finalinde Zeus ile ölümüne bir kapışma yapan Kratos galip çıkıyor ancak daha sonra finalinde kendi kendine kılıcını saplamasıyla öldü izlenimi yaratılsada tam olarak öldüğünü görmediğimiz için ben hala God of War 4 oyununun gelebileceğini düşünüyorum.
Oyunu oynamamış olsamda hem aravideoları hemde oynanışın tamamını izlediğimden dolayı oyun hakkında epey bi fikir sahibi oldum diyebilirim ve bu oyununda kendisinden önceki iki oyunu gibi şaheser olduğundan hiç şüphem yok bu yüzden PS3 sahibi olanların mutlaka bu oyunu oynamalarını tavsiye ediyorum.
Platform:PS3
Grafik:100/95
Ses:100/95
Oynanış:100/?
Yapım:Sony Computer Entertainment
GENEL:100/?
2010 yılına damgasını vurmuş bir oyun olan God of War 3 oyununu duymayan oyun takipçisi yoktur herhalde diye düşünüyorum.Televizyonlarda dahi reklamı yapılmış bir oyundan bahsediyoruz ve bu oyun bazılarına göre tek başına PS3 sahibi olma nedeni olarak gösteriliyor.God of War ve God of War 2 oyunlarını PS2'de oynayıp bitirmiş biri olarak serinin üçüncü oyununuda oynamayı çok istiyordum ama malesef PS3 sahibi olmadığımdan dolayı oynayamadım ancak tüm ara videolarını ve oynanışının tamamını hd olarak izleme fırsatı buldum.
God of War 2 oyununu oynayanlar bilir,oyun çok heyecanlı bir yerde son bulmuştu.Gaia ve Kratos güçlerini birleştirmiş,Olympus dağına çıkmaya başlamışlardı.Üçüncü oyunda tam burdan başlıyor ve direk aksiyona dahil oluyorsunuz.Gaia ile beraber Kratos her türlü zorluğun üstesinden gelip tepeye ulaşmaya çok yaklaştıkları anda denizlerin tanrısı Poseidon karşılarına çıkıyor.Poseidon tek başına Gaia'yı haklayabilecek bir güçte olmasına rağmen Kratos'un desteğiyle ikisi beraber Poseidon'u altediyorlar gerçi Gaia olmasada tanrı katili Kratos,Poseidon'u da rahatça hallederdi bence.Her neyse tamda zirveye ulaştıklarında Zeus bir şimşek saldırısıyla hem Gaia'yı hemde Kratos'u geri püskürtüp Olympus'tan uçuruyor.Ama Kratos hiç vazgeçme taraftarı değil,güçlerinin çoğunu kaybetsede daha öncede sıfırdan başlamış olan Kratos yine yavaş yavaş güçlenerek yoluna devam ediyor.Macerasında yine bir çok tanrı ile karşılaşıp hepsinin hakkından geliyor ve ödül olarakta onların güçlerine sahip oluyor.Güneş tanrısını öldürüp kellesini yanında taşıyarak onun güçlerine sahip oluyor,ekstra hızlı hareket etme gücü,Hades'in zincirleri,Hercules'in aslan motifli dövüş kollukları vs. buna benzer birçok araç alarak gücüne güç katıyor.Aslında üçüncü oyunun konusu ile birinci oyun doğrudan bağlantılı çünkü ilk oyunda Kratos,Ares'i yenebilmek için Pandora'nın kutusunu açıyordu ve bu durum bir çok felakete neden olmuştu.Bu oyunda ise bu sefer Pandora'nın kendisiyle işbirliği yaparak bir tanrıyı yani Zeus'u gerçekten öldürebilecek güce sahip olmayı amaçlıyor.Oyunun finalinde Zeus ile ölümüne bir kapışma yapan Kratos galip çıkıyor ancak daha sonra finalinde kendi kendine kılıcını saplamasıyla öldü izlenimi yaratılsada tam olarak öldüğünü görmediğimiz için ben hala God of War 4 oyununun gelebileceğini düşünüyorum.
Oyunu oynamamış olsamda hem aravideoları hemde oynanışın tamamını izlediğimden dolayı oyun hakkında epey bi fikir sahibi oldum diyebilirim ve bu oyununda kendisinden önceki iki oyunu gibi şaheser olduğundan hiç şüphem yok bu yüzden PS3 sahibi olanların mutlaka bu oyunu oynamalarını tavsiye ediyorum.
The Witcher İnceleme
Tür:RPG-Aksiyon
Platform:PC
Grafik:100/80
Ses:100/80
Oynanış:100/70
Yapım:Atari
GENEL:100/67
The Witcher oyunu 2007 yılında piyasaya sürüldü ve daha sonra 2008 yılında oyunda bazı geliştirmeler yapılarak "The Witcher Enhanced Edition" olarak tekrar üretildi.Benim oynadığım Enhanced Edition oyunu olmasına rağmen bu geliştirilmiş versiyon dahi malesef benim için yeterli olmadı.Oyuna başlamadan önce RPG türünde olduğu için çok iyimserdim ancak RPG türü oyunlar çok tehlikelidir çünkü eğer karakterler ve hikaye sizi oyuna bağlamayı başaramazsa 1-2 saat sonunda oyunu bırakmanız büyük ihtimaldir.Ancak ben uzun süre oyunu sevmeye çalıştım ancak sonuçta malesef oyuna bir türlü ısınamadım.
Oyunun hemen başında güzel bir giriş videosu bizi karşılıyor ve ana karakterimiz Geralt'ı tanıyoruz.Geralt,kralın kızının üzerindeki laneti kaldırmak için görevlendirilmiş durumda ve kralın kızıda bir tür yaratığa dönüşmüş durumda, bu şekilde hikayeye giriş yapıyoruz.Geralt,kızın lanetini kaldırdığını zannederek kıza yaklaşıyor ancak ani bir pençe darbesiyle ekrar kararıyor ve bu şekilde oyuna başlıyoruz.Arkadaşları Geralt'ı ormanda bilinçsiz bir şekilde yatar halde bulup onu kendi merkezlerine götürüyorlar.Geralt kendine geldiğinde ise hiçbir şey hatırlamıyor,hafızasını kaybetmiş durumda uyanıyor.Daha ne olup bittiğini anlamadan birde büyücülerin merkezlerine saldırı oluyor ve ilk kez kontrol bize geçiyor bizde oyunun savaş dinamiğini vs. öğreniyoruz.Daha sonra büyücü merkezinden bazı eşyaların çalındığını farkedip bu eşyaları tekrar geri alabilmek için gruplara ayrılıp saldırıyı düzenleyenlerin peşine düşüyoruz ve maceraya başlıyoruz.
Oyundaki savaşlarda atmosfer çok kötü ve dövüş mekanizması malesef çok dandik bir şekilde oluşturulmuş.Sol tıkla adamı hedef aldıktan sonra belli bir süre sonra mouse göstergesi alev alıyor ve o sırada tekrar sol tıka basarsanız,ardı ardına saldırı yapmış oluyorsunuz.Buna ek olarak daha sonra sağ tıkla kullanabileceğiniz bazı güçler kazansanızda dövüş mekanizması ve ekstra eşyalar,içecekler vs. bence çok zayıf kalmış.Oyunun büyük bir bölümünde getir-götür işleri yapıyorsunuz ve konusununda beni çok etkilediğini söyleyemeyeceğim.Genel olarak oyun sitelerinde iyi puan almış olsada benim açımdan başarısız bir oyun.
Platform:PC
Grafik:100/80
Ses:100/80
Oynanış:100/70
Yapım:Atari
GENEL:100/67
The Witcher oyunu 2007 yılında piyasaya sürüldü ve daha sonra 2008 yılında oyunda bazı geliştirmeler yapılarak "The Witcher Enhanced Edition" olarak tekrar üretildi.Benim oynadığım Enhanced Edition oyunu olmasına rağmen bu geliştirilmiş versiyon dahi malesef benim için yeterli olmadı.Oyuna başlamadan önce RPG türünde olduğu için çok iyimserdim ancak RPG türü oyunlar çok tehlikelidir çünkü eğer karakterler ve hikaye sizi oyuna bağlamayı başaramazsa 1-2 saat sonunda oyunu bırakmanız büyük ihtimaldir.Ancak ben uzun süre oyunu sevmeye çalıştım ancak sonuçta malesef oyuna bir türlü ısınamadım.
Oyunun hemen başında güzel bir giriş videosu bizi karşılıyor ve ana karakterimiz Geralt'ı tanıyoruz.Geralt,kralın kızının üzerindeki laneti kaldırmak için görevlendirilmiş durumda ve kralın kızıda bir tür yaratığa dönüşmüş durumda, bu şekilde hikayeye giriş yapıyoruz.Geralt,kızın lanetini kaldırdığını zannederek kıza yaklaşıyor ancak ani bir pençe darbesiyle ekrar kararıyor ve bu şekilde oyuna başlıyoruz.Arkadaşları Geralt'ı ormanda bilinçsiz bir şekilde yatar halde bulup onu kendi merkezlerine götürüyorlar.Geralt kendine geldiğinde ise hiçbir şey hatırlamıyor,hafızasını kaybetmiş durumda uyanıyor.Daha ne olup bittiğini anlamadan birde büyücülerin merkezlerine saldırı oluyor ve ilk kez kontrol bize geçiyor bizde oyunun savaş dinamiğini vs. öğreniyoruz.Daha sonra büyücü merkezinden bazı eşyaların çalındığını farkedip bu eşyaları tekrar geri alabilmek için gruplara ayrılıp saldırıyı düzenleyenlerin peşine düşüyoruz ve maceraya başlıyoruz.
Oyundaki savaşlarda atmosfer çok kötü ve dövüş mekanizması malesef çok dandik bir şekilde oluşturulmuş.Sol tıkla adamı hedef aldıktan sonra belli bir süre sonra mouse göstergesi alev alıyor ve o sırada tekrar sol tıka basarsanız,ardı ardına saldırı yapmış oluyorsunuz.Buna ek olarak daha sonra sağ tıkla kullanabileceğiniz bazı güçler kazansanızda dövüş mekanizması ve ekstra eşyalar,içecekler vs. bence çok zayıf kalmış.Oyunun büyük bir bölümünde getir-götür işleri yapıyorsunuz ve konusununda beni çok etkilediğini söyleyemeyeceğim.Genel olarak oyun sitelerinde iyi puan almış olsada benim açımdan başarısız bir oyun.
15 Mart 2012 Perşembe
Hajime No Ippo İnceleme
Favori Karakterlerim:Ippo,Takamura
Tür:Dövüş,Spor,Drama,Aksiyon
Bölüm Sayısı:75 + 26 + 2 SPECIALS + 1 OAV
Not:10/10
2000-2002 yılları arasında yayınlanan uzun soluklu bir boks anime serisi olan Hajime No Ippo,gerek içerdiği karakterler gerekse boks gibi tüm dünyada tanınan bir sporu farklı bir bakış açısıyla anlatmasıyla deyim yerindeyse kalbimi fethetti.Animeye başlarken çizimleri bakımından biraz soğuk baksamda daha ilk bölüm sonlanmadan çizimlere alıştım.Tabi bunda ilk bölümün çok ilgi çekici olarak hazırlanması ve bizi bu uzun serüvene başarılı bir biçimde davet etmesi büyük rol oynadı.
Hajime no Ippo serisi,Ippo Makunouchi adındaki bir lise öğrencisinin hiç aklında yokken birden boksa karar vermesini anlatıyor.Herzamanki gibi okulun kabadayıları tarafından köşeye sıkıştırılıp dayak yiyen Makunouchi'yi güçlü kasları olan bir genç kurtarıyor ve daha sonra bu kişinin boksör olduğunu öğrenen Ippo,"Güçlü olmak nasıl bir şey?" diye sorup boksör olmaya ilgi duyuyor.Daha sonra spor salonuna gitmeye başlayan Ippo ve onu serserilerden kurtaran Takamura'nın hikayesine dahil oluyoruz.Her ne kadar hikaye Ippo'nun açısından anlatılsada Takamura'nın da hikayede azımsanamayacak bir rolü var ve animeyi eğlenceli yapan unsurların başında geliyor.Ippo amatör olarak başlayıp merdivenleri yavaş yavaş tırmanırken,boksu gerçekten sevdiğini anlıyor ve gün geçtikçe güçleniyor.Tüysiklet sınıfında Japonya şampiyonluğunu hedefleyen Ippo'yu birbirinden zorlu rakipler ve birbirinden heyecanlı maçlar bekliyor ve bizde bu maçları soluksuz izliyoruz.
Special bölümünde ise Takamura'nın nasıl boks hayatına başladığını öğreniyoruz.
Hajime no Ippo gerek hikayesi,gerek hikayenin anlatılış tarzı,gerekse birbirinden farklı renkli karakterleriyle hem eğlence hem de azim konusunda izleyiciyi tam anlamıyla doyuruyor.Şahsen ben Ippo'nun hırsına ve azmine hayran kaldım.Ring dışında ne kadar iyi huylu,saygılı biri olsada ringde dövüşürken bambaşka bir hal alıp sadece kazanmaya odaklanması benim açımdan süper bir olgu.Kesinlikle şaheser olmayı hakeden bu seriyi,boksu seven sevmeyen herkesin izlemesini tavsiye ederim.
HAJIME NO IPPO : NEW CHALLANGER
2000 yılında yayınlanan uzun soluklu ilk sezonun ardından oldukça uzun bir ara veren ikinci sezon ancak 2009 yılında yayınlandı ve 26 bölüm sürdü.Mangası 1990 yılından bu yana hala devam eden bu serinin yayınlanan son anime sezonu olmakla beraber tamamen mangaya uygun olarak devam etmiş ve üçüncü sezon için açık bir kapı bırakmıştır ancak ilk iki sezon arasındaki uzun süre dikkate alınırsa,üçüncü sezonunda 2015-2016 yıllarından önce yayınlanacağını pek sanmıyorum,inşallah ben yanılırım ve bu mükemmel anime üçüncü sezonuyla en kısa sürede ilk sezonki gibi 70 küsür bölümden oluşarak geri döner,çünkü ne kadar izlerseniz izleyin hiç bıkmıyorsunuz desem yeridir.
Animenin ikinci sezonunda daha canlı renkler kullanılmakla beraber yeni bir karakter daha ekleniyor.İlk sezondan tanıdık isimlerin çok önemli maçlarını izleme fırsatı bulabiliyoruz.Bu açıdan baktığımızda bu ikinci sezonda Ippo çok önemli bir rol oynamıyor desem yeridir ondan ziyade Takamura çok fazla ön plana çıkıyor ve animenin finalindede ortasiklet dünya şampiyonu olmak için animenin belkide gelmiş geçmiş en uzun süren (bölüm olarak) dövüşünü yapıyor.Bu ikinci sezonda izleyebileceğimiz önemli dövüşler şu şekilde; Miyata VS Arnie, Date VS Martinez, Ippo VS Nao, Hawk VS Takamura.
İlk Special bölümünde Takamura'nın boksa nasıl başladığını öğreniyorduk,ikinci special bölümünde ise Ippo'nun ilk ünvan koruma maçını izliyoruz.OVA bölümünde ise Kimura vs Mashiba'nın mücadelesine tanık oluyoruz.
İkinci sezonunda birinci sezondan eksik kalır bir yanı yok diyebilirim.Bir oturuşta 6-7 bölüm felan hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz diye düşünüyorum eğer anime zevkiniz benimkiyle uyuşuyorsa.Bazı bölümler yine komple komedi olsun diye yapılmış ve gerçekten komedi animesi diye yayınlanan serilerden çok daha fazla izleyeni güldürüyor.Sonuç olarak ilk sezonu izleyenlerin kaçırmaması gereken,dünya sahnesinde boksörlerimizin neler yapacağını görebileceğimiz oldukça heyecanlı ve sürükleyici maçları izlemek için mutlaka seriye göz atmanızı öneriririm.
Tür:Dövüş,Spor,Drama,Aksiyon
Bölüm Sayısı:75 + 26 + 2 SPECIALS + 1 OAV
Not:10/10
2000-2002 yılları arasında yayınlanan uzun soluklu bir boks anime serisi olan Hajime No Ippo,gerek içerdiği karakterler gerekse boks gibi tüm dünyada tanınan bir sporu farklı bir bakış açısıyla anlatmasıyla deyim yerindeyse kalbimi fethetti.Animeye başlarken çizimleri bakımından biraz soğuk baksamda daha ilk bölüm sonlanmadan çizimlere alıştım.Tabi bunda ilk bölümün çok ilgi çekici olarak hazırlanması ve bizi bu uzun serüvene başarılı bir biçimde davet etmesi büyük rol oynadı.
Hajime no Ippo serisi,Ippo Makunouchi adındaki bir lise öğrencisinin hiç aklında yokken birden boksa karar vermesini anlatıyor.Herzamanki gibi okulun kabadayıları tarafından köşeye sıkıştırılıp dayak yiyen Makunouchi'yi güçlü kasları olan bir genç kurtarıyor ve daha sonra bu kişinin boksör olduğunu öğrenen Ippo,"Güçlü olmak nasıl bir şey?" diye sorup boksör olmaya ilgi duyuyor.Daha sonra spor salonuna gitmeye başlayan Ippo ve onu serserilerden kurtaran Takamura'nın hikayesine dahil oluyoruz.Her ne kadar hikaye Ippo'nun açısından anlatılsada Takamura'nın da hikayede azımsanamayacak bir rolü var ve animeyi eğlenceli yapan unsurların başında geliyor.Ippo amatör olarak başlayıp merdivenleri yavaş yavaş tırmanırken,boksu gerçekten sevdiğini anlıyor ve gün geçtikçe güçleniyor.Tüysiklet sınıfında Japonya şampiyonluğunu hedefleyen Ippo'yu birbirinden zorlu rakipler ve birbirinden heyecanlı maçlar bekliyor ve bizde bu maçları soluksuz izliyoruz.
Special bölümünde ise Takamura'nın nasıl boks hayatına başladığını öğreniyoruz.
Hajime no Ippo gerek hikayesi,gerek hikayenin anlatılış tarzı,gerekse birbirinden farklı renkli karakterleriyle hem eğlence hem de azim konusunda izleyiciyi tam anlamıyla doyuruyor.Şahsen ben Ippo'nun hırsına ve azmine hayran kaldım.Ring dışında ne kadar iyi huylu,saygılı biri olsada ringde dövüşürken bambaşka bir hal alıp sadece kazanmaya odaklanması benim açımdan süper bir olgu.Kesinlikle şaheser olmayı hakeden bu seriyi,boksu seven sevmeyen herkesin izlemesini tavsiye ederim.
HAJIME NO IPPO : NEW CHALLANGER
2000 yılında yayınlanan uzun soluklu ilk sezonun ardından oldukça uzun bir ara veren ikinci sezon ancak 2009 yılında yayınlandı ve 26 bölüm sürdü.Mangası 1990 yılından bu yana hala devam eden bu serinin yayınlanan son anime sezonu olmakla beraber tamamen mangaya uygun olarak devam etmiş ve üçüncü sezon için açık bir kapı bırakmıştır ancak ilk iki sezon arasındaki uzun süre dikkate alınırsa,üçüncü sezonunda 2015-2016 yıllarından önce yayınlanacağını pek sanmıyorum,inşallah ben yanılırım ve bu mükemmel anime üçüncü sezonuyla en kısa sürede ilk sezonki gibi 70 küsür bölümden oluşarak geri döner,çünkü ne kadar izlerseniz izleyin hiç bıkmıyorsunuz desem yeridir.
Animenin ikinci sezonunda daha canlı renkler kullanılmakla beraber yeni bir karakter daha ekleniyor.İlk sezondan tanıdık isimlerin çok önemli maçlarını izleme fırsatı bulabiliyoruz.Bu açıdan baktığımızda bu ikinci sezonda Ippo çok önemli bir rol oynamıyor desem yeridir ondan ziyade Takamura çok fazla ön plana çıkıyor ve animenin finalindede ortasiklet dünya şampiyonu olmak için animenin belkide gelmiş geçmiş en uzun süren (bölüm olarak) dövüşünü yapıyor.Bu ikinci sezonda izleyebileceğimiz önemli dövüşler şu şekilde; Miyata VS Arnie, Date VS Martinez, Ippo VS Nao, Hawk VS Takamura.
İlk Special bölümünde Takamura'nın boksa nasıl başladığını öğreniyorduk,ikinci special bölümünde ise Ippo'nun ilk ünvan koruma maçını izliyoruz.OVA bölümünde ise Kimura vs Mashiba'nın mücadelesine tanık oluyoruz.
İkinci sezonunda birinci sezondan eksik kalır bir yanı yok diyebilirim.Bir oturuşta 6-7 bölüm felan hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz diye düşünüyorum eğer anime zevkiniz benimkiyle uyuşuyorsa.Bazı bölümler yine komple komedi olsun diye yapılmış ve gerçekten komedi animesi diye yayınlanan serilerden çok daha fazla izleyeni güldürüyor.Sonuç olarak ilk sezonu izleyenlerin kaçırmaması gereken,dünya sahnesinde boksörlerimizin neler yapacağını görebileceğimiz oldukça heyecanlı ve sürükleyici maçları izlemek için mutlaka seriye göz atmanızı öneriririm.
27 Ocak 2012 Cuma
Aoki Densetsu Shoot! İnceleme
Favori Karakterlerim:Kazuhiro,Toshihiko,Kenji
Tür:Komedi,Okul,Romantizm,Aksiyon,Dram,Spor
Bölüm Sayısı:58 + 1 Film
Not:10/9
1993 yılında yayınlanan eski animelerin ne kadar kaliteli yapımlar olduğunu bir kez daha kanıtlayan,içerisinde hayata dair her şeyi bulunduran mükemmel bir futbol animesidir Aoki Densetsu Shoot!.Açıkçası bu kadar güzel bir hikaye ile karşılaşacağımı beklemiyordum başlarken ancak zaten ilk 2-3 bölüm içinde kaliteli bir yapım olduğunu farkettirdi.
Hikayemiz ortaokulda birlikte okul takımında oynayan bir kaleci,bir ortasaha ve birde forvetin futbol hayatını anlatıyor.Kenji çok başarılı bir kaleci olmasına rağmen ortaokulda karıştığı bir kavga yüzünden takımının diskalifiye olmasına neden olmuş ve bu yüzdende bunalıma girerek futbol oynamayı bırakmıştır.Kazuhiro inanılmaz bir tekniği olan çok başarılı bir ortasaha oyuncusudur ancak o da ortaokuldan sonra doktor olan babasının zorlaması yüzünden derslerine daha fazla ağırlık vermek için futbolu bırakmıştır.Son olarak ise golcü forvet Toshi var.O hala futbola devam etmektedir.Bu üç arkadaşta ortaokuldayken Kakegawa lisesi maçlarını izleyip ordaki 10 numaralı kaptan Kubo'nun oyun stiline hayran olmuşlardır ve bu nedenlede Kagegawa'ya katılmak istemişlerdir.Ancak bu hayali sadece Toshi gerçekleştirmiştir.Birde küçüklük arkadaşları Endo Kazumi isimli erkek fatma diyebileceğimiz bir kız arkadaşları vardır.Kazumi tam bir futbol aşığıdır ve üçünün birlikte oynadığı maçlardan büyük keyif almaktadır bu nedenledir ki Toshi ile beraber Kenji ve Kazuhiro'yu futbola geri döndürmeye çalışırlar ve başarırlar.Daha sonra idolleri Kubo ile beraber bölge şampiyonasına katılarak şampiyon olmayı amaçlarlar,hedefleri takımlarını ulusal şampiyonada temsil edebilmektir.
Filmi ise şampiyonalar sonrasında Kubo'nun eski takımı Frankfurt'un Almanya'dan gelerek Kakegawa'yı ziyaret etmelerini ve bir dostluk maçı yapmalarını konu alıyor.
Aoki Densetsu Shoot! sadece bir futbol animesi değil kesinlikle.Bu animeyi izlerken birçok komedi animesini izlerken güldüğümden daha çok güldüm ve ayrıca bir çok dram animesi izlerken duygulandığımdan daha çok duygulandım.Karakterlerin herbirinin inanılmaz bir derinliği var ve karakterlerle kendinizi özdeşleştirebiliyorsunuz.Eğer gerçek hayatta gerçekten futboldan keyif alıyorsanız bu animeyi izlerken gerçektende kendinizi bir futbol maçında gibi hissedebilirsiniz,çünkü tepkiler,konuşmalar,taktikler felan her şey gerçekten gerçeğe uygun bir biçimde tasarlanmış.Anime aşırı abartı durumlardan da kaçınarak gerçek futbola yakın bir görüntü çizmiş.En iyi futbolcu diye bir şeyi belirlemek imkansız gibi bir şey çünkü herkes kendi alanında uzman olmuş durumda.Örneğin Kazuhiro top sürmede ustayken,Toshi'nin sol bacağı ile çektiği şutlar çok sert.Yani tek bir oyuncuyu öne çıkartıp sadece onu kahraman yapmak yerine gerçekten takım oyunu öne çıkmış durumda.Bu animede kesinlikle benim için unutulmazlar arasına girdi ve mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.
Lotr : War in the North İnceleme
Tür:RPG-Aksiyon
Platform:PC,XBox360,PS3
Grafik:100/85
Ses:100/80
Oynanış:100/80
Yapım:Snowblind Studios-Warner Bros
GENEL:100/75
2011 yılının kasım ayında piyasaya sürülen War in the North oyunu aslında yine başarısız bir Yüzüklerin Efendisi olarak karşımıza çıkıyor.2011 yılında dahi hala adam gibi kaliteli bir Yüzüklerin Efendisi oyunu yapılamamış olması gerçektende üzücü bir durum.Tabiki Return of the King ve Battle For Middle Earth oyunlarını saymazsak.
War in the North oyununda ana karakterlerle oynayıp bildiğimiz hikayeyi oynamak yerine farklı karakterlerle bambaşka bir maceraya atılıyoruz.Bir insan bir elf ve bir cüceden oluşan grubumuz orta dünyanın kuzey diyarlarında Agandaur isimli şeytani güce karşı savaşarak yüzük kardeşliğinin yükünü hafifletmeye çalışıyor.Yolculuğumuz sırasında Gandalf,Elrond,Aragorn,Legolas,Gimli,Arwen vs. gibi birçok tanıdık karakterle sohbet etme şansı bulsakta onlarla yanyana bir savaşa katılmadığımız gibi kontrolde edemiyoruz.İster insan,ister elf istersenizde cüce olarak oyunu oynayabiliyorsunuz.RPG-Aksiyon türünde bir oyun olmasına rağmen bu oyuna Rpg demek oldukça güç bir durum,çünkü yaptığımız seçimler ne hikayeyi etkiliyor nede doğru düzgün bir seçim şansımız var,yani yaptığımız her seçim aynı kapıya çıkıyor ki bu durum Rpg'nin doğasına ters bir durum,o yüzden ben bu oyunu sadece bir aksiyon oyunu olarak değerlendiriyorum.Oyunda filmdende hatırlayacağımız gibi kartallardan yardım alabiliyoruz hatta Beleram adlı kartal iyi bir dostumuz oluyor.Ayrıca Beleram benim oyundaki favori karakterim yeri gelmişken onuda söyleyeyim.Sekiz farklı mekanda savaşlarımızı sürdürüyoruz ve en sonunda Agandaur ile yüzleşiyoruz.
Oyun genel olarak paso sol tıka basmaya dayalı,belli bir hasar verdikten sonra kritik hasar için birde sağ tıka basıyoruz.Yani oyun boyunca işaret parmağınız kas yapacaktır devamlı aynı tuşa basmaktan benden söylemesi.Bu yönüyle tabikide savaşlar birbirini tekrar ediyor ve bayıyor.Konu olarakta derin bir konu yok ve kendinizi yan karakter olarak görmek çokta hoş bir durum olmasa gerek.Rpg türünde en önemli özelliklerden biride kendinizi oynadığınız karakterle özdeşleştirmenizdir ancak ben oynadığım karaktere birtürlü ısınamadım.Genel olarak vasat bir oyun diyebilirim ancak finalde Agandaur ile kapışmamız güzel düşünülmüş.
Platform:PC,XBox360,PS3
Grafik:100/85
Ses:100/80
Oynanış:100/80
Yapım:Snowblind Studios-Warner Bros
GENEL:100/75
2011 yılının kasım ayında piyasaya sürülen War in the North oyunu aslında yine başarısız bir Yüzüklerin Efendisi olarak karşımıza çıkıyor.2011 yılında dahi hala adam gibi kaliteli bir Yüzüklerin Efendisi oyunu yapılamamış olması gerçektende üzücü bir durum.Tabiki Return of the King ve Battle For Middle Earth oyunlarını saymazsak.
War in the North oyununda ana karakterlerle oynayıp bildiğimiz hikayeyi oynamak yerine farklı karakterlerle bambaşka bir maceraya atılıyoruz.Bir insan bir elf ve bir cüceden oluşan grubumuz orta dünyanın kuzey diyarlarında Agandaur isimli şeytani güce karşı savaşarak yüzük kardeşliğinin yükünü hafifletmeye çalışıyor.Yolculuğumuz sırasında Gandalf,Elrond,Aragorn,Legolas,Gimli,Arwen vs. gibi birçok tanıdık karakterle sohbet etme şansı bulsakta onlarla yanyana bir savaşa katılmadığımız gibi kontrolde edemiyoruz.İster insan,ister elf istersenizde cüce olarak oyunu oynayabiliyorsunuz.RPG-Aksiyon türünde bir oyun olmasına rağmen bu oyuna Rpg demek oldukça güç bir durum,çünkü yaptığımız seçimler ne hikayeyi etkiliyor nede doğru düzgün bir seçim şansımız var,yani yaptığımız her seçim aynı kapıya çıkıyor ki bu durum Rpg'nin doğasına ters bir durum,o yüzden ben bu oyunu sadece bir aksiyon oyunu olarak değerlendiriyorum.Oyunda filmdende hatırlayacağımız gibi kartallardan yardım alabiliyoruz hatta Beleram adlı kartal iyi bir dostumuz oluyor.Ayrıca Beleram benim oyundaki favori karakterim yeri gelmişken onuda söyleyeyim.Sekiz farklı mekanda savaşlarımızı sürdürüyoruz ve en sonunda Agandaur ile yüzleşiyoruz.
Oyun genel olarak paso sol tıka basmaya dayalı,belli bir hasar verdikten sonra kritik hasar için birde sağ tıka basıyoruz.Yani oyun boyunca işaret parmağınız kas yapacaktır devamlı aynı tuşa basmaktan benden söylemesi.Bu yönüyle tabikide savaşlar birbirini tekrar ediyor ve bayıyor.Konu olarakta derin bir konu yok ve kendinizi yan karakter olarak görmek çokta hoş bir durum olmasa gerek.Rpg türünde en önemli özelliklerden biride kendinizi oynadığınız karakterle özdeşleştirmenizdir ancak ben oynadığım karaktere birtürlü ısınamadım.Genel olarak vasat bir oyun diyebilirim ancak finalde Agandaur ile kapışmamız güzel düşünülmüş.
24 Ocak 2012 Salı
Need For Speed: Undercover İnceleme
Tür:Yarış
Platform:PC,XBox360,PS3,PS2,DS,Wii,PSP
Grafik:100/80
Ses:100/82
Oynanış:100/83
Yapım:EA Blackbox
GENEL:100/75
Oyunseverler arasında NFS serisini bilmeyen yoktur ve çoğu oyunseverin en az bir kez bu nfs oyunlarından birini oynadığından eminim diyebilirim.NFS Underground oyunu ile ilk kez bir araba yarışı oynadım ve çokta hoşuma gitti.Daha sonra Underground 2 ve Most Wanted oyunlarıyla NFS iyice tavan yaptı.Ama her yükselişin birde düşüşü vardır ve NFS Most Wanted'dan sonra birdaha toparlanamadı ve hep vasatı geçemeyen yapımlarla karşımıza çıktı.Carbon ve Pro Street oyunlarına NFS oyunu demek için bin şahit gerekiyordu.Peki bu durum Undercover içinde geçerli mi?
Undercover'da polis olarak sokak çeteleri arasına sızıp,onların güvenini kazanarak yaptıkları pis işlerden haberdar olup kaçakçılığı engellemeye çalışıyorsunuz.Görevlerinizi direk olarak Chau Wu isimli ajandan alıp,uyguluyorsunuz.Klasik bir nfs konusu diyebiliriz.Oynanıştan bahsetmek gerekirse,Carbon ve Pro Street'e göre daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim ancak kesinlikle Most Wanted'la kapışacak seviyede bir oyun değil.(Yani bi Alex değil :) Çok büyük bir şehirde görevlerinizi gerçekleştiriyorsunuz ancak görevleri almak için herhangi bir yere gitmeniz felan gerekmiyor,yarış yarış üstüne devamlı otomatik olarak görevler size geliyor ve bir yarıştan diğerine hızlıca geçiyorsunuz.Bu görevler bazen yarışta birinci olmak bazen,yarıştığınız kişinin önünde 1 dakika seyredebilmek ve bazende diğer arabayı çarparak yoketmek olabiliyor.Genel olarak bi 2 saatlik oynanış süresinden sonra baydığını rahatça söyleyebilirim,ayrıca konuda pek çekici değil açıkçası.
NFS serisinin tüm oyunlarının farklı oyun motoru üzerine kurulması ve oynanışı çok fazla değiştirmeleri bana göre NFS'nin en büyük yanlışı.Sanki her oyunda farklı bir NFS ile karşılaşıyoruz,yani demek istediğim oynanışla bu kadar fazla oynanmamalı.Undercover'da Pro Street ve Carbon'dan çok farklı bir yapım olmuş ancak bu değişimi sadece Undercover için olumlu olarak görebiliriz ancak yinede benim görüşüm Most Wanted çağını aşmış bir oyundu ve bu yüzden yeni çıkan NFS'ler onun kalitesine ulaşmakta güçlük çekiyorlar.
Platform:PC,XBox360,PS3,PS2,DS,Wii,PSP
Grafik:100/80
Ses:100/82
Oynanış:100/83
Yapım:EA Blackbox
GENEL:100/75
Oyunseverler arasında NFS serisini bilmeyen yoktur ve çoğu oyunseverin en az bir kez bu nfs oyunlarından birini oynadığından eminim diyebilirim.NFS Underground oyunu ile ilk kez bir araba yarışı oynadım ve çokta hoşuma gitti.Daha sonra Underground 2 ve Most Wanted oyunlarıyla NFS iyice tavan yaptı.Ama her yükselişin birde düşüşü vardır ve NFS Most Wanted'dan sonra birdaha toparlanamadı ve hep vasatı geçemeyen yapımlarla karşımıza çıktı.Carbon ve Pro Street oyunlarına NFS oyunu demek için bin şahit gerekiyordu.Peki bu durum Undercover içinde geçerli mi?
Undercover'da polis olarak sokak çeteleri arasına sızıp,onların güvenini kazanarak yaptıkları pis işlerden haberdar olup kaçakçılığı engellemeye çalışıyorsunuz.Görevlerinizi direk olarak Chau Wu isimli ajandan alıp,uyguluyorsunuz.Klasik bir nfs konusu diyebiliriz.Oynanıştan bahsetmek gerekirse,Carbon ve Pro Street'e göre daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim ancak kesinlikle Most Wanted'la kapışacak seviyede bir oyun değil.(Yani bi Alex değil :) Çok büyük bir şehirde görevlerinizi gerçekleştiriyorsunuz ancak görevleri almak için herhangi bir yere gitmeniz felan gerekmiyor,yarış yarış üstüne devamlı otomatik olarak görevler size geliyor ve bir yarıştan diğerine hızlıca geçiyorsunuz.Bu görevler bazen yarışta birinci olmak bazen,yarıştığınız kişinin önünde 1 dakika seyredebilmek ve bazende diğer arabayı çarparak yoketmek olabiliyor.Genel olarak bi 2 saatlik oynanış süresinden sonra baydığını rahatça söyleyebilirim,ayrıca konuda pek çekici değil açıkçası.
NFS serisinin tüm oyunlarının farklı oyun motoru üzerine kurulması ve oynanışı çok fazla değiştirmeleri bana göre NFS'nin en büyük yanlışı.Sanki her oyunda farklı bir NFS ile karşılaşıyoruz,yani demek istediğim oynanışla bu kadar fazla oynanmamalı.Undercover'da Pro Street ve Carbon'dan çok farklı bir yapım olmuş ancak bu değişimi sadece Undercover için olumlu olarak görebiliriz ancak yinede benim görüşüm Most Wanted çağını aşmış bir oyundu ve bu yüzden yeni çıkan NFS'ler onun kalitesine ulaşmakta güçlük çekiyorlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







